Kate Bush'tan Yeni Stüdyo Albümü

2005'te yayımladığı son albümü Aerial'dan sonra tekrar inzivaya çekilen Kate Bush sırasıyla 89 ve 93 yıllarında çıkardığı The Sensual World ve The Red Shoes albümlerinden bazı şarkılarının yeni versiyonlarının yer aldığı Director's Cut ile bu sene ben dahil birçok dinleyicisini sevindirmişti. Ve sevindirmeye devam etmekte kararlı. Fish People adını verdiği kendi plak şirketinden çıkacak ikinci albümün adı 50 Words For Snow. Tamamı yeni 7 şarkıdan oluşan 65 dakikalık bu albüme arka fonda yağan kar sesleri eşlik edecekmiş. Stephen Fry da twitter'ından öğrendiğimiz üzere konuk vokal. Çıkış tarihi 21 Kasım olan albümün şarkı listesi ise şöyle:
1. Snowflakes (9:55)
2. Lake Tahoe (11:26)
3. Misty (13:49)
4. Wild man (7:03)
5. Snowed in at Wheeler Street (8:11)
6. 50 Words for Snow (8:10)
7. Among Angels (6:55)
Aerial'ın kapanışında yer alan Nocturn ve Aerial'la göz kırptığı progresif rock'a, Kate, umuyorum ki bu albümde de bolca yer vermiştir. Şarkı uzunluklarına bakıldığında ve bir konsept albüm olduğu düşünüldüğünde hayalperest bir tutumum olduğu söylenemez.

Glass Candy - Deep Gems: A Collection of Singles, B Sides & Rarities

Elbette ki dream-pop'tan sıkılıp geçen seneme damgasını vuran Italo Disco'ya geri dönecektim. Ve vücudumun bu zar zor temizlenebildiğim bağımlılığıma gün içerisinde ikinci bir dozu arzulayarak resmi olarak hoşgeldin demesi için ANIMAL IMAGINATION'ın ilk 30 saniyesini dinlemem yeterli olacaktı.


Glass Candy, Johnny Jewel ve vokalist Ida No'dan oluşuyor. 2000lerin başından beri müzik piyasasında aktif bir şekilde yer alan ikilinin sound'u arşivlerini incelediğinizde fark edeceksiniz ki daimi bir değişim içinde ve Italo Disco bana kalırsa bu evrimlerinin sonunda kendilerini en iyi ifade edebildikleri durakları. Body Work isimli yeni albümlerinin çıkacağını öğrendikten sonra, 2008'de çıkardıkları ve kenarda köşede gizli kalmış ama kendilerince mücevher niteliğinde olan şarkılarından oluşan toplama albümlerini paylaşma gereği hissettim.
Tracklist:
1. Introduction
2. Feeling Without Touching
3. Poison or Remedy
4. ANIMAL IMAGINATION
5. The Beat's Alive
6. Something Stirring in Space
7. Theme from Deep Gems
8. Stars & Horses
9. Geto Boys
10. Ms Broadway Remix
11. Soft Boundaries
12. Touching the Morning Mist
13. Silver Fountain

Wild Nothing - Gemini


Wild Nothing, Jack Tatum'un solo projesi. Jack Tatum, last.fm'in dediğine göre nostaljiyle kafayı kırmış, 80ler aşığı bir arkadaş. Buraya kadar her şey sıradan, Pitchfork'ta bundan onlarcası var diyorsunuz. Hayır, yok. Çünkü o bir Kate Bush aşığı. Hatta daha da ileri gidip Cloudbusting'i cover'lamış. Running Up That Hill gibi son derece ayağa düşmüş ve defalarca tekrar yorumlanmış bu şarkıyı tercih etmemesi ise ayrıca takdiri hak eden bir davranış. Benim nezdimde bu onu birbirinden pek bir farkı olmayan, 80ler müziğini lo-fi müzik yapmak sanan hipster zihniyetinden ayrı bir noktada tutuyor. Şarkı ise buradan indirilebilir.
Albüme gelecek olursak, Gemini genel olarak Cloudbusting cover'ı kadar dingin ilerlemiyor. Gitarların ve drum machine'in yoğun kullanıldığı albüme yer yer lezzetli synthler eşlik ediyor. Shoegaze ve dream-pop soundunun karakteristik özelliklerinden biri olan vokalin net olmaması ve enstrümanlarla iç içe geçmesi durumu Wild Nothing'de de mevcut. Kısacası Jack Tatum 80lere o kadar sadık kalıyor ki, Gemini 80ler sonu 90lar başından unutulmuş bir albüm olarak sunulsa size yadırgamayacağınıza eminim.


Tracklist:
1. Live in Dreams
2. Summer Holiday
3. Drifter
4. Pessimist
5. O, Lilac
6. Bored Games
7. Confirmation
8. My Angel Lonely
9. The Witching Hour
10. Chinatown
11. Our Composition Book
12. Gemini

Beach House - Beach House

Beach House, Rock'n Coke 2011 kapsamında İstanbul'da izleme fırsatını elde edebildiğim Alex Scally ve Victoria Legrand'dan oluşan dream-pop ikilisi. Festivalden önce sadece 2010 çıkışlı ve en bilinen albümleri olan 'Teen Dream'i dinleme fırsatım olmuştu. Ve gruba olan ilgim şimdiye nazaran daha yüzeyseldi. O kadar ki grup elemanlarını dahi incelememiş, vokaldeki androjin sesin sahibini bir erkek zannetmiştim. Ta ki konserde kendi halinde şarkılarını söyleyen, arada uzun salık saçlarını müziğin ritmine göre savuran, koyu ceketli son derece cool Victoria Legrand'la karşılaşana dek. Ve konserden o kadar keyif aldım ki yaklaşık bir aydır Beach House'un 3 albümünü de sürekli dinliyorum.
Bu albümü paylaşmayı tercih etmemin sebebiyse ikilinin ilk albümü olması ve ayrıca bu ve ikinci albümü 'Devotion'la beraber lo-fi müziği geniş kitlelere tanıtmaları&sevdirmeleri. lo-fi genellikle sanatçının finansal kısıtlamaları sebebiyle kayıtlarını kendi imkanlarıyla ve düşük kalitede gerçekleştirmesi anlamına geliyor. lo-fi söz konusu olunca bir love/hate durumu oluşuyor. Ben tahmin edersiniz ki seviyorum; çünkü müziğe nostaljik bir hava katıyor. Ama lo-fi bir müzik türü değil, yani black metal yapan gruplar da zamanında bu düşük bütçeli kayıt yöntemini tercih etmiş. Bunu da buraya not düşelim.
Yaptıkları müzik dream-pop. Albüme ve genel olarak Beach House sound'una bir yaz hissi hakim. Zaten bu grubun adından da anlaşılabilir. Grup adı gibi değişmez ve önemli bir şeyin yaptıkları müziği betimleyecek bir şekilde tercih etmeleri ise takdir edilesi. Zira bu sound konusunda istikrarlı bir şekilde ilerleyeceklerini veya ilerlemek istediklerini gösteriyor. 3 albümü de incelediğinizde zaten kafanızda 'Beach House müziği nedir?' sorusuna cevap verebildiğinizi göreceksiniz: Yaz, hayaller, melankoli, nostalji...

Tracklist:
1. Saltwater
2. Tokyo Witch
3. Apple Orchard
4. Master of None
5. Auburn and Ivory
6. Childhood
7. Lovelier Girl
8. House on the Hill
9. Heart and Lungs

M.I.A. - /\/\ /\ Y /\

M.I.A. Sri Lanka kökenli İngiliz grafik tasarımcı&müzisyen. Biz onu Slumdog Millionaire'e yaptığı Paper Planes adlı şarkısıyla tanıdık, yani birçoğumuz. Ama Maya'nın onun dışında 3 tane birbiriyle yarışacak derecede iyi albümü var. Arular, Kala ve 2010'da piyasa sürdüğü ve kendi adını taşıyan /\/\ /\ Y /\, yani Maya. İlk iki albümü adını sırasıyla babası ve annesinden alıyor. Kelis'ten sonra sevmeye başladığım r&b ve hip-hop, M.I.A. sayesinde daha da ilgimi çeken bir alt kültür halini aldı. Maya son derece deneysel bir müzik yapıyor kanımca, bu yüzden de atlanmaması gerek. Altyapılarda kullandığı sesler ritimlerin son derece organik olmasını sağlıyor. Örneğin Intro'ya eşlik eden klavye sesi, sonra Steppin Up'ın girişinde ve nakaratında da duyulan o tanıdık ama bir o kadar da garip makina sesleri. Türe yabancı olanlar için başta rahatsız ediyor ama sonra yaratıcılığını takdir ediyorsunuz M.I.A.'in. Albümün çıkış parçası ise çok daha pop, öyle ki Jay-Z'nin yaptığı bir remixi dahi bulunuyor. Klibi ise aşağıda:

Albümde klip gelen bir diğer şarkı ise Born Free. Youtube'dan kaldırılan bu klibi vimeo üzerinden hala izleyebilirsiniz, İZLEMELİSİNİZ.

Albümdeki favorim ise Lovalot. Sadece bu şarkı bile M.I.A.'i tanımayanların onu anlaması için yeterli: I really lovalot, but I fight the ones who fight me.

Tracklist:
1. The Message
2. Steppin Up
3. XXXO
4. Teqkilla
5. Lovalot
6. Story to Be Told
7. It Takes a Muscle
8. It Iz What It Iz
9. Born Free
10. Meds And Feds
11. Tell Me Why
12. Space

Vive la Fête - Disque d'or


Vive la Fête, İngilizce Long Live the Party, ya Fransızca fetişisti ya da anadillerinden başka tek bir kelime etmeyecek kadar milliyetçi olan Belçikalı duo. Yaptıkları müzikleri kategorize etmeye çalıştıkça zorlandığımı fark ettim; çünkü bir albüm içerisinde birçok farklı türden şarkı yer alabiliyor. Disque d'or yani the Golden Disc de bunlardan biri. Yer yer hareketli ve hırçın, yer yerse oldukça sakin bir albüm. Ama grup adının hakkını verecek derecede gerçekten de bir parti albümü. Electro, Electrorock, Glam sevenler bu gruba bir göz atmalı.




Tracklist:
1. Petit Colibri
2. Amour Physique
3. Everybody hates me
4. Naïve
5. Je ne pourrais pas
6. Ce que tu penses de moi
7. Elsangel
8. On a oublié
9. Mira
10. Baiser Canon
11. Courtois
12. Elle n'écoute pas

Memoryhouse - The Years EP


Chillwave diye yükselen bir akım var. Bana göre indie gençlerin şu ana kadar yaptıkları en güzel müziklerden bunlar. Chillwave'in tanımını ise şöyle yapmışlar: Chillwave (sometimes referred to as Glo-Fi) is a debated genre of music where artists are often characterized by their heavy use of effects processing, synthesizers, looping, sampling, and heavily filtered vocals with simple melodic lines. Its musical predecessors are diverse and include the synthpop of the 1980s, shoegaze, ambient, musique concrète and various types of music outside of the Western World. Yani 80ler synthpop'undan tutun da, ambient ve shoegaze'e kadar oldukça çeşitli kanallardan beslenen bir müzik türü. Melodiler basit, 80lerin nostaljisi ise her daim hissedilebilir. Memoryhouse ise last.fm aracılığıyla tanıştığım bir başka mükemmel proje. Son derece dinlendirici bir etkisi var müziklerinin. Deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki akşamdan kalma olduğunuzda tüm o baş ağrısını, bitkinliği alıp götürüyor. Sabah gün doğarken veya akşam gün batarken dinlenmesi ayrıca tavsiye edilir.




Tracklist:
1. Sleep Patterns
2. Lately (Deuxième)
3. The Waves
4. To the Lighthouse

Aynur Doğan - Rewend


Aynur Tunceli'de dünyaya gelen, çocukluğunu Anadolu'da geçiren, Anadolu'nun sonsuz bereketiyle beslenen, 17 yaşında ailesiyle İstanbul'a gelmesiyle bu birikimini insanlarla paylaşabilmesinde büyük yardımı dokunacak olan müzik eğitimini almaya başlayan, ve şu an dünyaca bir üne sahip olan Türkiyeli, Kürt, Alevi türkücü. Şimdiye kadar 5 albümü yayımlanan Aynur'un 2004'te çıkan Keçe Kurdan (Kürt Kızı) isimli olanına adını veren şarkısında, Kürt kızlarını okumaya davet ettiği, kalemin kılıçtan daha keskin olduğunu söylediği türküsünde kadınları dağa çıkmaya teşvik ettiği(!) iddia adildi, albüm toplatıldı. Kürt olan herkesi terörist gören zihniyet adını duymaya dahi tahammül edemedi, kimisi tek bir şarkısını dahi dinlemeden 'Sevmiyorum ben onu, gönderme şarkılarını' dedi -bu bizzat başıma geldi- geçiştirdi. Ama Aynur tüm bunlarla, tüm bunları bildiği için savaşmaya, kardeşlik için türkülerini söylemeye devam etti. Kendi albümlerinin yanı sıra Kardeş Türküler ve Mikail Aslan'la çalıştı. Avrupa'da sayısız konser verdi. The London Times'a kapak oldu, İspanya'da özellikle çok sevildi. Tüm bunlar olurken doğup büyüdüğü yere hiçbir zaman sırtını dönmedi. Çeşitli film projelerinde yer aldı, orada türkülerini söyledi. Fatih Akın'la olan arkadaşlığı ona bu son albümünde Hasankeyf'te çekilmiş olan güzel de bir klip kazandırdı:




Radikalde güzel de bir röportajı yer aldı. Ve son olarak 'Ne dinliyorum ulan ben?!' endişesi taşıyanlar için: http://www.aynurdogan.net.

Tracklist:
1. Rewend
2. Xivşe
3. Xewn
4. Koçerê
5. Yaranmaz Aşık
6. Dostmamê (Xwezila)
7. Improvisation of Bêrîvanê
8. Delalê
9. Şin Û Şaye
10. Gezalê
11. Dawzer
12. Gowende Dawzerê

Ladyhawke - Ladyhawke


Avustralya'nın git gide genişlemekte olan elektronik müzik piyasasından bir kez daha nasibimizi alıyoruz. Phillipa 'Pip' Brown, her ne kadar 80ler kültüründen çokça etkilense de [Heavy metale, vintage kaykay videolarına ve video oyunlarına olan düşkünlüğü], yaptığı müziğin günümüz indie/elektronik ayarındaki gruplarınkinden hiçbir geri kalır yani yok. Albüme bir 80ler hissi, bir nostalji hakim. Ki bu onu çok daha lezzetli ve farklı kılıyor. Indie gençlerin/müzisyenlerin daha da yükselmekte olan 'electro' sevdası -özellikle Avustralya'da bariz bir şekilde hissediliyor- bir yerden sonra bir grubu diğerinden ayırt etmeyi pek mümkün kılmadığından bu tür isimlere karşı önyargılar edinmeme sebebiyet verse de Ladyhawke'ta farklı olan bir şey var. Albüm/Single kapakları, web sitesinin tasarımı, oraya koyduğu kendi adını taşıyan ve arka planda 'Paris is Burning' şarkısının 'ateri versiyonu'nun çaldığı oyun, hepsi işine kendini ne kadar adadığını gösteriyor aslında. Ve Phillipa'nın kuir olması onun diğerleri arasından sıyrılmasını sağlıyor. Neden bilmiyorum ama 'Morning Dreams' şarkısını dinlerken o şarkıyı sadece bir kadına söyleyebileceği hissine kapıldım. Ardından da internette yaptığım küçük çaplı bir araştırma sonucu yanılmadığımın da farkına vardım. Ve sanıyorum ki Pip bir kedi insanı. Her yerden [albüm kapağı olsun, klipleri, myspace'i] kediler fırlıyor. Daha ne olsun. :)


Tracklist:
1. Magic
2. Manipulating Woman
3. My Delirium
4. Better Than Sunday
5. Another Runaway
6. Love Don't Live Here
7. Back of the Van
8. Paris is Burning
9. Professional Suicide
10. Dusk Till Dawn
11. Oh My
12. Crazy World
13. Morning Dreams



Benim de albümdeki favorilerimden biri olan My Delirium. Klipteki, arabayla uçurumdan uçma sahnesi Thelma&Louise'i anımsattı bana:

Gentle Touch - In memory of Savannah


Yaklaşık bir aydır müzikle ilgili yazmıyordum. Belki de bu blog işinin bir görev halini almasını istemediğimdendir. Belli aralıklarla paylaşılması gereken, hakkında iki kelime sarfedilmemiş ve dolayısıyla sıradanlaşmış, sihrini yitirmiş download linkleri yığınından ibaret olmasını istemediğimden. Ama Gentle Touch -isminin iddia ettiğinin aksine- beni öyle bir çarptı ki bunu paylaşmasam olmazdı. 3lü [ya da 2li?] İsveç'ten bizlere selam ediyor. Bu duruma artık şaşırmıyorum. Onlar yaptıkları müziği her ne kadar romantic electropop olarak tanımlasalar da albüm kesinlikle 80ler ve post-punk etkili. Electropop yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Belli belirsiz, baygın bir vokal; romantik cümleler, zaman zaman the Cure dinliyormuşsunuz hissi veren melodiler, hepsi çok güzel. Bir de 4 şarkılık bir EP'leri varmış, onu da aradım fakat, şimdilik bulamadım. En yakın zamanda paylaşmak ümidiyle. Albümü indirmeden evvel myspacelerine bir göz atmak isterseniz eğer: http://www.myspace.com/gentletouchmusic.


Tracklist:
1. Expectations
2. The Finer Arts
3. The View
4. Once You Used To
5. Sonnenfinsternis
6. On the Verge of Tears
7. Spikgatan/Margaretaplan
8. Pieter van den Hoogenband